Ana sayfa Genel Blogcu Anne Yazdı: “Okul Seçimi: Kaygılı Ebeveynliğin Gölgesinde…”

Blogcu Anne Yazdı: “Okul Seçimi: Kaygılı Ebeveynliğin Gölgesinde…”

358

Geçtiğimiz hafta MarkaAnne Derya, eğitim danışmanı ve EgitimPedia‘nın kurucusu Ali Koç ile bir seminer düzenledi. Ali Bey’i daha önce dinlemiş olsam da -daha doğrusu daha önce dinlemiş olduğum ve bu seminerin de ne kadar keyifli ve aydınlatıcı geçeceğini bildiğim için- koşa koşa gittim.

Çok güzeldi. Ali Koç’a paylaştıkları için, Marka Anne Derya’ya bu fırsatı verdiği için çok teşekkür ederim.

Ali Koç, sosyal medyada birçok annenin tanıdığı, bildiği bir isim. Bizim tanışıklığımız da biraz Derya’nınki gibi, benim, Deniz’in ilk okulunun sınıfını yenileyeceğimiz zaman telefona sarılıp onu aramamla başlar. Kendisi, ‘eğitim ve okul sorunları’ denilince akla gelen ilk isim olmanın hakkını verecek şekilde yardımcı olmuştu o dönemde…

Sonrasında dost olduk, ailece görüşür olduk. Okul ve eğitim konusunda çok önem verdiğim fikirleri vardır. Buradaki yazılarımda ‘bir eğitimci dostum’ diye bahsettiğim kişidir kendisi; çocuklarımızla ilgili verdiğimiz okul kararlarında ve bu konuda içimizin rahat olmasında ciddi anlamda payı vardır.

Ali Bey çok karmaşık görünen şeyleri aslında çok basite indirgeyerek anlatır, daha önce hiç düşünmediğiniz bir açıdan bakmanızı sağlar birçok konuya… Kitlesel eğitime alternatif bir gözlükle bakmanızı sağlar; örneğin kalabalık sınıf mevcutlarını dert eden velilerin bu derdini ‘Kalabalık olsun; daha iyi, öğretmene daha az maruz kalır’ diyerek çocukların öğretmenden daha da çok akranlarından öğrendiklerini vurgular.

Geçtiğimiz haftaki seminerdeki annelerde benim bundan üç sene önceki halimdi: Çocuğunu hangi, dahası nasıl bir okula vermek konusunda endişeleri olan, bu konuda uykuları kaçan, ‘hangi okul’ konusuna net yanıt arayan annelerdi (hiç baba yoktu, şaşırdık mı?)

Öncelikle, bugün geldiğim noktadan da hareketle rahatlıkla şunu söyleyebilirim: ‘Hangi okul’ konusunun tek bir yanıtı yok. Ali Bey de vermedi zaten. Çünkü yok. Çünkü bu o kadar göreceli, içinde bulunduğunuz şartlara göre o kadar değişken bir soru ki, herkese uyacak tek bir cevabı olamaz.

Örneğin ben şu anda Kadıköy’de oturuyor ve çocuğumu buradaki içime sinen bir devlet okuluna gönderiyorum. Daha önce başka bir semtte oturuyor ve oradaki bir devlet okuluna gönderiyordum. Beklentilerimizi karşılamadı o okul, şehre taşındık. Şu anda içinde bulunduğumuz ekosistemden (okulun profili, okuldaki velilerin profili, okulun yürüme mesafesinde olması, oturduğumuz yer itibarıyla annemin gelip bana destek olabilmesi, çocukları okuldan alabilmesi, ve en önemlisi öğretmen) memnun olduğumuzdan bizim için en iyi okul burası…

Ama ben, atıyorum, Çekmeköy’de de oturuyor olabilirdim. Ve dışarıda tam zamanlı çalışıyor olabilirdim. Oradaki devlet okulunda içime sinen bir öğretmen bulamayabilir, ya da tam zamanlı çalıştığım için devlet okulu saatlerini programıma uyduramayabilirdim. Ve oturduğum sitenin hemen karşısındaki özel okul benim çocuğumun ihtiyaçlarını karşılayan bir okul olabilirdi. Ve o zaman da benim için en iyi çözüm o olabilirdi.

Okuldan çok şey beklememek lazım bir kere… Okul, sizin çocuğunuzda olmayan bir yeteneği var edemez (ama olan bir yeteneği öldürebilir; bkz: Okullar yaratıcılığı öldürüyor).

Biz zamane velileri hayatlarımızı çocuklarımıza adıyoruz. Bunun iyi bir şey olduğunu sanıyoruz ama değil. Her adanmışlık karşıdakinden bir beklenti oluşturuyor ve bunu okul eksenine uyarladığımızda çocuğumuzdan okulda çok başarılı hatta en başarılı olmasını bekliyoruz. Bir kere bunu bir kenara bırakmamız lazım. Çocuklarımıza değer vermek iyi bir şey. Çocuklarımıza hayatımızı adamak değil.

Zamane velilerine ‘nasıl bir okul aradıkları’ sorulduğu zaman ‘Çocuğun merkezde olduğu okul’ yanıtını veriyorlar. Halbuki çoğunun aradığı okul, KENDİ çocuğunun merkezde olduğu okul. Tehlikenin farkında mısınız? Bu çok sorunlu bir şey. Belki sen ben öyle değiliz ama etrafımız, her ortamda en çok ilginin kendi çocuğuna gösterilmesini bekleyen velilerle dolu.

Size bir haberim var. Eğer özel gereksinimleri yoksa, farklı gelişim gösteren bir çocuk değilse sizin çocuğunuz kimsenin çocuğundan daha özel değil. Dolayısıyla kimse sizin çocuğunuza özel muamele yapmak zorunda değil. Ki zaten öyle bir okul da yok. Bu sebeple, ‘çocuğun merkezde olduğu’ okulu aradığını söyleyen ancak aslında ‘kendi çocuğunun merkezde olduğu okulu’ arayan veliler, gittikleri her okulda ilk birkaç aydan sonra mutsuz olmaya başlıyorlar.

Bir matematiksel hesap yaptı Ali Bey. Çocuklar, bir sene boyunca toplamda 180 gün okula gidiyorlar. Okulda geçirilen 0 180 günün saatlerini çocuğun tüm zamanına göre dağıttığınızda, çocuğunuz zamanının %14’ünü okulda geçiriyor aslında… Geri kalan %53’ü evde ve dışarıda, %33’ü ise uykuda geçiriyor çocuk. Sizi bilmem ama ben o %14 için %1400 endişelenen veliler biliyorum (Kim, ben mi? Yok canım, kuzenim)

Okul konusu, annelik hayatım boyunca en çok kafa yorduğum konuydu herhalde. Aslında devlet okulu kararını çoktan vermiştik biz, ama Deniz’in ilkokula başlama sürecinde patlak veren 4+4+4 uygulaması ömrümden yedi. Bir sene daha bekletip başlatacakken biz, bu hiç beklemediğimiz uygulamayla planladığımızdan bir sene erken vermenin o anki şartlar dahilinde daha iyi olacağına karar verdik. Hala da dönüp sorgulamak istemiyorum kararımızı… Çok iyi bir okulda, çok iyi bir öğretmenle okuyor. Bir de kendinden neredeyse bir yaş ve bir kafa boyu büyük çocuklarla… Neyse…

Çocuklara güvenmek lazım. Ebeveynler olarak bizim yapmamız gereken onlara imkanlarımız dahilinde iyi bir okul, onu seven bir öğretmen bulmak. Onun ödevlerini yapmak, arkadaşlarıyla arasındaki sorunları çözmek değil. Araya net bir çizgi çizmeli…

Zaten su yolunu buluyor. Bir kere, Freud’un da dediği gibi, ‘siz ne yaparsanız yapın sonuç kötü oluyor’. Çok mu karamsar geldi bu? O halde şöyle diyelim: Çocuğunuz, başarılarından kendisini, başarısızlıklarından da sizi sorumlu tutuyor. Ona göre, geçmişte yeterince başarılı olmamasının sebebi sizsiniz. Evet, şu canını dişine takıp çalışan, hangi okul, nasıl bir öğretmen, kaç tane yabancı dil diye çırpınan, yediğinden içtiğinden arttırıp, belki tatile çıkmama pahasına çocuğunun okuluna yatırım yapan, öğretmeniyle notları için yapan konuşan, arkadaşlarıyla arasındaki sorunları çözmeye çalışan siz. Çünkü çocuğunuza sunduğunuz her olanak, ondan aldığınız bir beceri aslında… Siz o gün o ödevden kırık not almasın diye öğretmeniyle konuştunuz belki ama, orada çocuğunuzun uzlaşmayı öğrenme şansını elinden aldınız belki de…

Bu konuda konuşacak çok şey var. Ki konuştuk da seminerde… O herkesin bahsettiği ‘en iyi öğretmen’i nasıl bulacağımızdan tut, ödev konusuna kadar. Onlara daha sonra yer vereceğim, ayrıca… Ancak hepsinden daha önemli bir konu varsa eğer, o da şu: Sorun çocuklarda değil, ebeveynlerde… Sürekli kaygıyla hareket eden, çocuğu için elinden geleni yapmayı, onun için her şeyi göze almakla karıştıran ebeveynlerde.

Şu an her köşe başında bir özel okul açılmasının sebebi ne, biliyor musunuz? Elbette dershanelerin kapatılması, devletin, devlet okullarını bir kenara bırakmasının da payı var. Ancak en önemli sebebi ebeveyn kaygıları… Özel okulları, biz ebeveynlerin kaygıları yönlendiriyor. ‘Çocuklar merkezde olsun’: peki, o halde falanca eğitim sistemini uygulayalım. ‘Çocuklar sağlıklı beslensin’: tamam, hemen menümüze organik sebzeler katalım. ‘Çocuğum spor öğrensin’: oldu, o halde at binmeden badminton’a, günlük hayatta uygulaması olmayacak her türlü sporu gündemimize alalım.

Çocuğunuzu okula neden gönderiyorsunuz? Herkese göre değişir bu sorunun yanıtı… Kimi ‘İngilizce öğrensin’ ister, kimi ‘Sınavlara hazırlansın’. Önce bu soruyu kendinize bir sorun. Ama ondan da önce, çocuğunuza bir sorun. Acaba o nasıl bir okul istiyor? Nasıl bir okulda MUTLU olur (başarılı demedim). Sonuçta okul onun, hayat onun. Siz sıranızı savdınız.

Evet, kitlesel eğitim sistemi başlı başına dert, evet, Türkiye’deki eğitim sistemi çok kötü durumda, ancak bütün bunlar, zamane ebeveynlerinin kaygılı yaklaşımlarının yanında solda sıfır kalıyor. O yüzden derin bir nefes alıp, içinde bulunduğumuz imkanlar dahilinde en doğru olduğuna inandığımız kararı verip sonrasında biraz ‘su yolunu bulur’ demek lazım.

Kaynak: http://blogcuanne.com/2015/04/20/okul-secimi/